Yüksek Riskli Gebelikler

Annede daha önceden varolan kalp ve dolaşım hastalıkları, romatizmal bazı hastalıklar, yüksek tansiyon, tiroid hastalıkları, şeker hastalığı, anemi (kansızlık), karaciğer, böbrek hastalıkları, mide ülseri, epilepsi(sara), felç durumları gibi sistemik rahatsızlıklar ile kalça çıkıklığı, zeka geriliği gibi doğuştan gelen arazlar, akraba evlilikleri, ailesel geçişli rahatsızlıklar, sigara ve alkol kullanımı gibi kötü alışkanlıklar, bilmeden alınan veya zaruri olarak sürekli kullanılması gereken bazı ilaçlar gebeliği riskli ve problemli bir hale sokabilir.

Ayrıca özellikle ilk üç ayda annenin geçirdiği bazı viral döküntülü hastalıklar (kızamıkçık, CMV, su çiçeği, frengi, HIV, herpes gibi) ile bazı parazit enfeksiyonları (Toksoplazmosis gibi) de gebeliği riske sokar.

Bebeğe bağlı riskli durumlar
Daha önceki gebeliklerde gelişen ölü ve sakat doğumlar, zor ve müdahaleli doğumlar, kan uyuşmazlıkları, ikiz gebelikler, bebeğin baş yerine makat veya yan olarak doğum kanalına ilerlemesi, bebeğin ultrasonda normalden iri veya küçük olması ile bebeğe ait ultrasonda saptanan normal dışı durumlar gebeliği riskli hale sokabilir.

Gebeliğe ait riskli durumlar
Gebelik sırasında ortaya çıkan her türlü kanama, plasenta (eş) kısmının önde gelmesi veya zamanından önce rahim duvarından ayrılması (dekolman), ultrasonda rahim içi amniyon mayinin normale göre azlığı veya fazlalığı, sancıların başlamasından önce suyunun gelmesi, şiddetli kasık ve bel ağrıları, gününden önce sancıların başlaması, tansiyonunun yükselmesi, ellerde ve yüzde oluşan şişmeler, geçmişe göre bebek hareketlerindeki azalma, gün aşımı, daha önceki gebeliklerinde yaşanan bazı problemler, daha önceden geçirilen rahim ameliyatları veya sezaryenler şimdiki gebeliği riskli hale sokar.

Özellikle önceki gebeliklerde yaşadığınız problemler (preeklampsi, tansiyon yükselmesi, erken doğum eylemi, gebeliğin şeker hastalığı, normal olmayan bebek doğurma gibi) ile ailesel özgeçmişte varolan özellikli durumlar açısından da doktorunuzu bilgilendiriniz.

Biopsi

Bu bölümde kadınlar tarafından çok hoş karşılanmayan tıpta biyopsi (biopsi) alınması ve patolojik değerlendirme ile ilgili genel bilgilerle, kadın hastalıkları – doğum branşında biopsinin yeri ve önemi ele alınmaktadır.

Şüpheli görülen lezyonlardan biyopsi alınması işlemi, kişilerde çoğu zaman hem psikolojik yönden endişeler yaratmakta hem de kişilerin acı duyacakmış gibi önceden korku hissetmelerine neden olmaktadır.

Özellikle sonucunun kanser çıkma endişesini yaşayan pek çok kişi biyopsi sonrası patoloji raporunu gördüğünde derin bir nefes alabilmekte ve endişesinin gereksiz olduğunu anlamaktadır. Çünkü tıp bilimi üzerine çalışan hekimlerin tamamı aldıkları eğitimleri doğrultusunda, hastaları için öncelikle en kötü olasılıkları düşünerek her türlü şüpheli gördükleri lezyondan biyopsi alma eğilimini taşımaktadırlar.

Biyopsi nedir? Biyopsi nasıl yapılır?
Biopsi herhangi bir dokudan mikroskop altında patolojik veya genetik inceleme amacıyla bir “parça alınması” demektir.

Biyopsi sonrası alınan materyaller çoğu zaman patoloji laboratuarlarına gönderilmekle birlikte bazı özel durumlarda genetik analiz amaçlarıyla “genetik laboratuvarları”na da gönderilebilir.
Bu bölümde biopsi olayının genetik kısmı değil, daha çok kast edilen patolojik kısmı ele alınmaktadır.

Biyopsi terminolojisi
Biyopsi (biopsi) halk arasında “parça alımı”, “numune alımı”, “parça çıkartılması” gibi sözcüklerle anılmaktadır. İngilizce’de parça (numune, örnek) kelimesinin karşılığı “sample”, parça alımı (örnekleme) ise “sampling” olarak geçmektedir.

SİSTİT Nedir ? İdrar kesesi Sorunu

atin dillerinde sist (cyst) idrar kesesi yani “mesane”, sistit (cystitis) ise “idrar kesesi iltihabı (enfeksiyonu)” anlamına gelmektedir. Halk arasında yanlışlıkla sistik olarak da geçebilmektedir.

Sistit; mikrobik bir enfeksiyon sonucu ortaya çıkabileceği gibi kimyasal bir irritan (tahriş) veya travmatik bir zedelenme sonucunda da oluşabilmektedir. Bakteriyel bir enfeksiyon sonucu oluşmayan sistit türüne “amikrobik sistit” adı verilmektedir.

Sistit Ne Kadar Sık Olarak Görülmektedir?
Erişkin kadınların hemen hemen yarısı tüm hayatları boyunca en az bir kez ağrılı sistit atağı geçirmektedir.

Sistit erkeklere oranla kadınlarda daha sık olarak izlenmektedir…
Mesaneden idrarın çıktığı deliğe kadar olan kanal şeklindeki boruya “idrar kanalı” denmektedir. İdrar kanalının Latince’deki karşılığı “urethra (üretra)” olarak geçmektedir.

Kadınlarda üretra kanalı erkeklere göre daha kısadır; dolayısı ile dışarıdan gelen mikroplar daha kolay bir şekilde mesaneye taşınabilmektedir. Bunun sonucu olarak kadınlarda sistitin ortaya çıkması erkeklere göre tam 10 kat daha fazladır.